Mali hakların devri veya lisanslanması durumunda eser sahibinin haklarını geri alabilmesi (cayma) belirli yasal şartlara bağlanmıştır. TBK 126, ifasına başlanmış sürekli edimli sözleşmelerde borçlunun temerrüdü halinde fesihle birlikte sözleşmenin süresinden önce sona ermesinden doğan zararların tazmin edilebileceğini öngörmektedir. Dolayısıyla fesih tarihinden önce ifa edilmiş yükümlülükler tazminat kapsamından hariç tutulacak ve alacaklı sözleşmenin kalan kısmının ifa edilmemiş olması dolayısıyla doğan olumlu zararını isteyebilecektir. Ancak temerrüt ve cayma hakkı arasında ihbar, ek süre ve ek süre verilmesi zorunluluğunu ortadan kaldıran haller bakımından benzerlikler bulunmakla birlikte her temerrüt halinde, örneğin eser sahibinin sözleşme kapsamındaki ödemeleri alamaması halinde, FSEK 58 hükmü uygulanamayacaktır. Sözgelimi, gişe gelirleri üzerinden belirli bir oranda kendisine ödeme yapılması karşılığında mali haklarını yapımcıya devreden bir senarist, filmin kararlaştırılan süre ya da bu yoksa makul bir süre içinde film çekim ve gösterimlerinin yapılmadığı gerekçesine dayanıyorsa FSEK 58, film çekim ve gösterimi tamamlanmış olmasına rağmen eksik ödeme yapıldığını iddia ediyorsa TBK temerrüt hükümleri kapsamında tazminat talep edebilecektir.
Bir görüşe göre mali hakların devri halinde cayma hakkı geçmişe etkili, lisans verilmesi halinde ise ileriye etkilidir. Eser sahibinin manevi hakları devir üzerinde her zaman etkisini sürdürmekte, eser sahibi şeref ve itibarını zedeleyen kullanımlara karşı FSEK 14/3 gereği ya da eserde kullanım tekniğinin gerektirdiği zorunluluklar haricindeki değişikliklere karşı FSEK 16 gereği itiraz hakkına sahip olup mali hakları devralan gelişigüzel bir tasarruf yetkisine sahip değildir. Dolayısıyla mali hakların devri ya da ruhsat verilmesine ilişkin sözleşmelerin sürekli bir borç ilişkisi doğurduğu ve ifasına başlanmayan sözleşmeler istisna olmak koşuluyla cayma beyanının ileriye etkili olduğu kanaatindeyiz. Cayma beyanı tek taraflı bir irade beyanı ile mali hak devir ya da lisans ilişkisini sona erdirdiğinden yenilik doğuran hak niteliğindedir. Cayma hakkı eser sahibinin tek taraflı beyanıyla taraflar arasındaki ilişkiyi ortadan kaldırdığından bozucu yenilik doğuran bir haktır. Caymaya itiraz davası açılabiliyor olması bu durumu değiştirmez. Zira itiraz davasını da düzenleyen FSEK 58/3 “noter vasıtasiyle yapılacak ihbar ile cayma tamam olur.” ifadesini içermektedir. Eser sahibi cayma beyanında bulunduktan sonra eserin gereği gibi kullanılmadığına ilişkin yanılgıya düştüğünü belirterek caymanın geçersizliğini ileri sürebilir ve hakkın iktisap sahibi tarafından kullanılmaya devam edilmesini talep edebilir. Bu durum caymadan vazgeçme olarak nitelendirilemez.
Cayma hakkının kullanımı esas ve usule ilişkin birtakım şartlara tabidir. Şartların herhangi birinin sağlanmaması cayma hakkının kullanımını geçersiz kılar. Cayma hakkının kullanılabilmesi her şeyden önce devir ya da ruhsat konusunun eser vasfını taşıması gerekmektedir. Akabinde taraflar arasındaki sözleşmenin FSEK 52 maddesine uygun bir şekilde kurulmuş olup olmadığı da cayma hakkının geçerliliği için değerlendirilmesi gereken bir husustur. Zira geçersiz bir sözleşmeye dayanarak mali hak devri ya da ruhsat tanınması olmayacağından cayma hakkından da söz edilemez. Eser sahibinin sözleşmeden cayabilmesi için hak ve yetkilerin sözleşmede belirtilen süre içerisinde ya da böyle bir belirleme yapılmadıysa hale göre münasip bir zaman içerisinde kullanılmamış olması gerekir. Mali hakların hiç kullanılmadığı iddiası varsa iktisap eden kullandığını ispatla, yetersiz ya da gereği gibi kullanılmadığı iddiası varsa eser sahibi bunu ispatla yükümlü olacaktır. Kullanım yeterlilik derecesinin belirlenmesinde ilgili sektör uygulamaları ve taraflar arasındaki sözleşmenin amacı yol göstericidir.



